BAYRAM SABAHI VE KUDÜS Bir bayram gününe daha bizleri ulaştıran Allah'u Teala’ya hamdolsun. Küresel bir salgınla zor günler yaşarken, Filistin’de olan olaylar bizi ziyadesiyle üzdü. Bu yaşananlardan sonra birlik ve beraberliğin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Birlik ve beraberliğin en çok yaşandığı günler olan bayram günleri, bizler için bu yıl “Hüzün Bayramı” olarak geçecek. Peki “Hüzün Bayramı” nasıl kutlanır? Bu sorunun cevabını elbette Selahaddin’i Eyyubi verecektir… Selahaddin, Küdüs mahzun iken nasıl bayram yaptı? Fetih yolculuğunda tavrı nasıl oldu? Sorularının cevabı bize hüzün bayramının nasıl kutlanacağını anlatacaktır. Medreseler’de Ramazan ayı geldiğinde üst kitap okuyan talebeler birçok maslahat görüldüğü için imam’ı mevcut olmayan köylere ve camilere vaaz-irşad görevi için gönderilirler. Ve Bizede nasip oldu… Vazife için gönderildiğim camide, medyanın bu yıl olduğu kadar öne çıkarmadığı Kudüs, İdlip ve Hamas’ta olan olaylara değinmek için bayram hutbesini tercih ettim. Cemaat, ilmi bir içerik, bayram kutlaması olan bir içerikte hutbe beklerken, bu yılın hüzün yılı olduğunu ve gençlerde aşk (vecd) duygusunun olması gerektiğini belirttiğim, sonu tekbirlerle biten bir hutbe irad ettim… Gelin bu hutbeyle sorularımıza cevap bulalım; Malesef bir Ramazan ayı daha geride kaldı. Osmanlı'da Ramazanın son 10 gününde mahyalara “Elveda ey şehri Ramazan” yazarlardı. Selalar’da “Elveda ey şehr-i gufran” mısralarını dinleyince ağlarlardı. Çünkü rahmet ayı, cehennemden Kurtuluş ayı olan Ramazan ayını uğurluyorlardı. Bir ay boyunca, zorlu bir şekilde Rabbimiz için oruç tuttuğumuz için bayram yapıyoruz ama bu Ramazan ayı, önceki Ramazan ayları gibi geçmedi. Bu Bayramımız da diyer bayramlar gibi geçmemesi lazım. Bu Ramazan ayında sırf Müslüman oldukları için Doğu Türkistan'a kimyasal silahlarla girdiler… Ramazan ayının ilk günlerinde, İsrail'in komutanlarından birini, Hamas Filistin Cihat timi esir aldığı için bir ay boyunca Filistin'i ablukaya aldılar ve bu abluka halen devam ediyor. İdlip'te Teravih namazı kılınırken F-16’lar ile Camiyi bombaladılar ve 100 Müslüman kardeşimiz şehit edildi… Bugün Müslüman kardeşlerimiz Bayram edemezken, biz nasıl Bayram edebiliriz? Selahattin Eyyubi and içmişti Kudüs'ü fetheden’e kadar gülmeyeceğine… Biz nasıl bu bayramda gülebiliriz? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir” buyurmuşken, bizim kardeşlerimiz abluka altındayken biz nasıl Bayram eğlencesine dalarız? “Önemli olan nefislerinizden öte imanımızın gelmesidir.” Nefsimiz Eğlenmek ister ama imanımız o kardeşlerimizin Orada şehit edilmesine dayanamaz. Hamas’ta, küçük, büyük, yaşlı demeden vurdular ses çıkmadı, İdlib’e, kimyasal bomba atıp bebekleri vurdular ses çıkmadı, Doğu Guta’ya, kimyasal silahlarla, bombalarla girdiler ses çıkmadı, Suriye'de toplu katliam yapılıyor ses çıkmıyor, Yıllardır Kudüs'te Müslümanların başkentin’de katliam yapıyorlar, bacılarımıza tecavüz ediyorlar, Kur'an-ı Kerim'i yerlere atıp ayaklar altına alıyorlar ve Müslümanlardan ses çıkmıyor, çıkartamıyoruz… “Batı için değil, İslam için sesini çıkartan adamlar lazım.” ADAM ARANIYOR “Dün de bugün de aranan adam aynı… Yer işgal eden değil, yer dolduran, harcadığından çok üreten, ahlaklı, sabırlı, vefalı, zor zamanın adamı arandı, aranıyor… Kendisinden çok ümmetini düşünen, insan olmanın insan dışındaki mahluklardan farklılığını idrak eden, Allah'tan korktuğu her halinden belli olan, Şehvetler önünde erimeyen, sözüyle eylemi aynı olan, dik ve cesur adam arandı, aranıyor… Kınamalara aldırmayan, Dünya ile Ahiret arasında denge kurabilen, gece abid, gündüz mücahit, eliyle, diliyle, malıyla Cihad eden adam arandı, aranıyor… Zenginleşince fakirlik günlerini unutmayan, omuzlarına yük konunca nazlanmayan, mazeretler üretmeyen, ama ve fakat demeyi bilmeyen, dininden taviz vermeye razı olmayan Adam arandı, aranıyor… O hep arandı… Gün oldu Habil olarak ortaya çıktı, İsmail olarak ortaya çıktı. Gün oldu grup oldular mağaraya sığındılar, Ashab-ı Kehf oldular. Yesrib’de Musab olup Medine kurdular. Erkam ehli oldular, suffe ehli oldular, Bedir ehli oldular, mağarada Ebubekir oldular. Haçlıların önde Selahattin, Fatih, Seyit Çavuş oldular… Onlar hak ve batılın iki zıt Kutup olarak yeryüzüne indiğinden beri arandı, aranıyor… Allah'ın dini için fedakâr, Gecesini gündüzüne katmış adam, arandıkça aranacaktır… Hz. Ömer'in aradığı Kerpiç duvarlı odasını dolduracak adamlarda o adamlardı… Kendisi gibi adamlar arıyordu. Bedenleri odaları, Heybetleri gözleri dolduran adamlar arıyordu… Abid, zahid, muttaki, fethettiği topraklarda elinin ve emrinin altındaki Servet denizin ortasında aç gezecek ama davasından geçinmeyecek adam arıyordu kendisine. Kefenlik olarak hazırlanan bezi görünce, üç gün sonra çürüyecek bir vücut için bu kadar bezi zayi etmeyin, iki kat kefen bana yeter diyecek kadar temiz elli ve dilli adamlardı hz. Ömer'in aradığı adamlar…” “Yaşayan ölülere değil, aşk’la yanan delilere ihtiyacımız var.” Gençlerde aşk olmayacak mı? Çanakkale Şehitlerini, metrekare’ye 6 bin mermi düşerken mermilerin içine daldıran aşk değil miydi? Ulubatlı Hasan'ı, vücuduna saplanan oklara rağmen elindeki bayrakla surlar’a koşturan aşk değil miydi? Fatih'e, ya İstanbul beni alır ya da ben İstanbul'u alırım dedirten, gemileri karadan yürüten aşk değil miydi? Seyit çavuş’a, 250 kiloyu Allah Allah diyerek kaldırtan aşk değil miydi? Anam babam sana feda olsun ya Resulallah diyen Musab Bin Umeyr Aşık olmasaydı, vücudu sadece parmaklarından tanınacak kadar parça parça oluncaya kadar savaşır mıydı? Kays’ı Mecnun eden Çöller’e düşüren Leyla Leyla derken Mevlayı bulduran aşk değil miydi? Aşkla yanmayan yazamaz… Mehmet Akif yanmasaydı, İstiklal Marşı'nı yazabilir miydi? Aşk’la yanmayan ölemez… Ulubatlı Hasan yanmasaydı ölüme koşabilir miydi? Düşünsenize, “kim bu Cennet vatanın uğruna olmaz ki feda, Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” mısralarını yüreğine aşkla işlemiş bir genç toprağı için neler yapmaz? Yaradan sevmeye müsaade etmeyecek olsaydı, sevme duygusu yaratır mıydı? Gençlerdeki Aşk’ı öldürmeyin, eğitin! Yaşayan Ölülere değil, aşkla yanan delilere ihtiyacımız var… Sigaranın dumanından diri diri toprağa gömülen gençler var. Nargile kafelerinde, devlet kurup, devlet yıkan gençler var. İnternet kafelerde, günlerini heder edenler var. Telefon başında gençliğini heder edenler var… Dikkat edelim! Cennet’e girmek o kadar kolay değil… Cennet’e girmek o kadar ucuz değil… Gençler üsame olmak da o kadar kolay değil! Üsame 18 yaşında Ordu yönetiyordu, bin kişi ile girdikleri savaştan Muzaffer ayrılmıştı… Günümüz gençleri ise bırakın Ordu Yönetmeyi arkadaş bile düzgün seçemiyorlar… “Unutmayın! İmkanlardan öte iman geliyor.” Hüzün Bayram’ı beraberinde direnci getirir. Beraberinde Ümmet bilincini geitirir. Allah'ım bizlere dünya ve ahirette iyilik ve güzellikler ihsan eyle… Ey Allah'ım! Unutturan fakirlik’den, azdıran zenginlik’den, perişan eden hastalık’dan, saçma sapan konuşturan İhtiyarlık’tan, ansızın geliveren ölüm’den, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi olan Deccal’den ve belası en müthiş ve en acı olan kıyamet’den sen bizleri sakındır. Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi! Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi! Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi! Sen ümmet-i Muhammed'in halini görüyorsun, Sen Müslümanların nasıl parça parça olduğunu görüyorsun, acizliğimizi de sana şikayet ediyoruz ya Rabbi… Sen bizlere tekrar bir araya gelmemizi, birlik olmamızı nasip eyle… Gücümüzü kuvvetimizi arttır. kâfirlere karşı galibiyet nasip eyle. Sınırda savaşan Müslüman kardeşlerimize yardım et. Filistin’de, İdlip’de, Hama’da, Doğu Türkistan'da, Mısır'da ve Türkiye'de bulunan Müslüman kardeşlerimize yardım et. zalimlerin oyunlarını Boz Ya Rabbi. Biz biliyoruz ki onlar bir tuzak kurar seninde bir tuzağın vardır, sen tuzak kuranların en hayırlısısın, kafirlerin tuzaklarını başlarına geçir… Amin. Roma’da buluşmak dileğiyle… Selam ve Dua ile…

BAYRAM SABAHI VE KUDÜS

Bir bayram gününe daha bizleri ulaştıran Allah’u Teala’ya hamdolsun.

Küresel bir salgınla zor günler yaşarken, Filistin’de olan olaylar bizi  ziyadesiyle üzdü. Bu yaşananlardan sonra birlik ve beraberliğin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Birlik ve beraberliğin en çok yaşandığı günler olan bayram günleri, bizler için bu yıl  “Hüzün Bayramı” olarak geçecek.

Peki “Hüzün Bayramı” nasıl kutlanır?

Bu sorunun cevabını elbette Selahaddin’i Eyyubi verecektir…

Selahaddin, Küdüs mahzun iken nasıl bayram yaptı? Fetih yolculuğunda tavrı nasıl oldu? Sorularının cevabı bize hüzün bayramının nasıl  kutlanacağını anlatacaktır.

Medreseler’de Ramazan ayı geldiğinde üst kitap okuyan talebeler birçok maslahat görüldüğü için imam’ı mevcut olmayan köylere ve camilere vaaz-irşad görevi için gönderilirler.

Ve Bizede nasip oldu…

Vazife için gönderildiğim camide, medyanın bu yıl olduğu kadar öne çıkarmadığı Kudüs, İdlip ve Hama’da olan olaylara değinmek  için bayram hutbesini tercih ettim. Cemaat, ilmi bir içerik, bayram kutlaması olan bir içerikte hutbe beklerken, bu yılın hüzün yılı olduğunu ve gençlerde aşk (vecd) duygusunun olması gerektiğini belirttiğim, sonu tekbirlerle biten bir hutbe irad ettim…

Gelin bu hutbeyle sorularımıza cevap bulalım;

Malesef bir Ramazan ayı daha geride kaldı. Osmanlı’da Ramazanın son 10 gününde mahyalara “Elveda ey şehri Ramazan” yazarlardı. Selalar’da “Elveda ey şehr-i gufran” mısralarını dinleyince ağlarlardı. Çünkü rahmet ayı, cehennemden Kurtuluş ayı olan Ramazan ayını uğurluyorlardı.

Bir ay boyunca, zorlu bir şekilde Rabbimiz için oruç tuttuğumuz için bayram yapıyoruz ama bu Ramazan ayı, önceki Ramazan ayları gibi geçmedi. Bu Bayramımız da diğer bayramlar gibi geçmemesi lazım.

Bu Ramazan ayında sırf Müslüman oldukları için Doğu Türkistan’a kimyasal silahlarla girdiler…

Ramazan ayının ilk günlerinde, İsrail’in komutanlarından birini, Hamas Filistin Cihat timi esir aldığı için bir ay boyunca Filistin’i ablukaya aldılar ve bu abluka halen devam ediyor.

İdlip’te  Teravih namazı kılınırken F-16’lar ile Camiyi bombaladılar ve 100 Müslüman kardeşimiz şehit edildi…

 Bugün Müslüman kardeşlerimiz Bayram edemezken, biz nasıl Bayram edebiliriz? Selahattin Eyyubi and içmişti Kudüs’ü fetheden’e kadar gülmeyeceğine…

 Biz nasıl bu bayramda gülebiliriz?

 Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir” 1 buyurmuşken, bizim kardeşlerimiz abluka altındayken biz nasıl Bayram eğlencesine dalarız?

 “Önemli olan nefislerimizden öte imanımızın gelmesidir.”

Nefsimiz Eğlenmek ister ama imanımız o kardeşlerimizin Orada şehit edilmesine dayanamaz.

 Hama’da, küçük, büyük, yaşlı demeden vurdular ses çıkmadı,

İdlib’e, kimyasal bomba atıp bebekleri vurdular ses çıkmadı,

Doğu Guta’ya, kimyasal silahlarla, bombalarla girdiler ses çıkmadı,

Afganistan’da toplu katliam yapılıyor ses çıkmıyor,

 Yıllardır Kudüs’te Müslümanların başkentin’de katliam yapıyorlar,  bacılarımıza tecavüz ediyorlar, Kur’an-ı Kerim’i yerlere atıp ayaklar altına alıyorlar ve Müslümanlardan ses çıkmıyor, çıkartamıyoruz…

  “Batı için değil, İslam için sesini çıkartan adamlar lazım.”

ADAM ARANIYOR

“Dün de bugün de aranan adam aynı…

 Yer işgal eden değil, yer dolduran, harcadığından çok üreten, ahlaklı, sabırlı, vefalı, zor zamanın adamı arandı, aranıyor…

 Kendisinden çok ümmetini düşünen, insan olmanın insan dışındaki mahluklardan farklılığını idrak eden, Allah’tan korktuğu her halinden belli olan, Şehvetler önünde erimeyen, sözüyle eylemi aynı olan, dik ve cesur adam arandı, aranıyor…

 Kınamalara aldırmayan, Dünya ile Ahiret arasında denge kurabilen, gece abid, gündüz mücahit, eliyle, diliyle,  malıyla Cihad eden adam arandı, aranıyor…

Zenginleşince fakirlik günlerini unutmayan, omuzlarına yük konunca nazlanmayan, mazeretler üretmeyen, ama ve fakat demeyi bilmeyen, dininden taviz vermeye razı olmayan Adam arandı, aranıyor…

 O hep arandı…

 Gün oldu Habil olarak ortaya çıktı, İsmail olarak ortaya çıktı. Gün oldu grup oldular mağaraya sığındılar, Ashab-ı Kehf oldular. Yesrib’de Musab olup Medine kurdular. Erkam ehli oldular, suffe ehli oldular, Bedir ehli oldular, mağarada Ebubekir oldular. Haçlıların önde Selahattin, Fatih, Seyit Çavuş oldular…

 Onlar hak ve batılın iki zıt Kutup olarak yeryüzüne indiğinden beri arandı, aranıyor…

 Allah’ın dini için fedakâr, Gecesini gündüzüne katmış adam, arandıkça aranacaktır…

Hz. Ömer’in aradığı Kerpiç duvarlı odasını dolduracak adamlarda o adamlardı…

Kendisi gibi adamlar arıyordu. Bedenleri odaları, Heybetleri gözleri dolduran adamlar arıyordu…

Abid, zahid, muttaki, fethettiği topraklarda elinin ve emrinin altındaki Servet denizin ortasında aç gezecek ama davasından geçinmeyecek adam arıyordu kendisine. Kefenlik olarak hazırlanan bezi görünce, üç gün sonra çürüyecek bir vücut için bu kadar bezi zayi  etmeyin, iki kat kefen bana yeter diyecek kadar temiz elli ve dilli adamlardı hz. Ömer’in aradığı adamlar…”

“Yaşayan ölülere değil, aşk’la yanan delilere ihtiyacımız var.”

 Gençlerde aşk olmayacak mı?

Çanakkale Şehitlerini, metrekare’ye 6 bin mermi düşerken mermilerin içine daldıran aşk değil miydi?

Ulubatlı Hasan’ı, vücuduna saplanan oklara rağmen elindeki bayrakla surlar’a koşturan aşk değil miydi?

Fatih’e,  ya İstanbul beni alır ya da ben İstanbul’u alırım dedirten, gemileri karadan yürüten aşk değil miydi?

Seyit çavuş’a, 250 kiloyu Allah Allah diyerek kaldırtan aşk değil miydi?

Anam babam sana feda olsun ya Resulallah diyen Musab Bin Umeyr Aşık olmasaydı, vücudu sadece parmaklarından tanınacak kadar parça parça oluncaya kadar savaşır mıydı?

Kays’ı Mecnun eden Çöller’e düşüren Leyla Leyla derken Mevlayı bulduran aşk değil miydi?

Aşkla yanmayan yazamaz… Mehmet Akif yanmasaydı, İstiklal Marşı’nı yazabilir miydi?

 Aşk’la yanmayan ölemez… Ulubatlı Hasan yanmasaydı ölüme koşabilir miydi?

 Düşünsenize, “kim bu Cennet vatanın uğruna olmaz ki feda, Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” mısralarını yüreğine aşkla işlemiş bir genç toprağı için neler yapmaz?

 Yaradan sevmeye müsaade etmeyecek  olsaydı, sevme duygusu yaratır mıydı?

Gençlerdeki Aşk’ı öldürmeyin, eğitin!

Yaşayan Ölülere değil, aşkla yanan delilere ihtiyacımız var…

 Sigaranın dumanından diri diri toprağa gömülen gençler var. Nargile kafelerinde, devlet kurup, devlet yıkan gençler var. İnternet kafelerde, günlerini heder edenler var. Telefon başında gençliğini heder edenler var…

Dikkat edelim! Cennet’e girmek o kadar kolay değil…

 Cennet’e girmek o kadar ucuz değil…

Gençler üsame olmak da o kadar kolay değil!

Üsame 18 yaşında Ordu yönetiyordu, bin kişi ile girdikleri savaştan Muzaffer ayrılmıştı…

Günümüz gençleri ise bırakın Ordu Yönetmeyi arkadaş bile düzgün seçemiyorlar…

“Unutmayın! İmkanlardan öte iman geliyor.”

Hüzün Bayram’ı beraberinde direnci getirir. Beraberinde Ümmet bilincini geitirir.

Allah’ım bizlere dünya ve ahirette iyilik ve güzellikler ihsan eyle… Ey Allah’ım! Unutturan fakirlik’den, azdıran zenginlik’den, perişan eden hastalık’dan, saçma sapan konuşturan İhtiyarlık’tan, ansızın geliveren ölüm’den, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi olan Deccal’den ve belası en müthiş ve en acı olan kıyamet’den sen bizleri sakındır. Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi! Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi! Sen bizlere şehadeti nasip eyle ya Rabbi!

Sen ümmet-i Muhammed’in halini görüyorsun, Sen Müslümanların nasıl parça parça olduğunu görüyorsun, acizliğimizi de sana şikayet ediyoruz ya Rabbi… Sen bizlere tekrar bir araya gelmemizi, birlik olmamızı nasip eyle… Gücümüzü kuvvetimizi arttır. kâfirlere karşı galibiyet nasip eyle. Sınırda savaşan Müslüman kardeşlerimize yardım et. Filistin’de, İdlip’de, Hama’da, Doğu Türkistan’da, Mısır’da ve Türkiye’de bulunan Müslüman kardeşlerimize yardım et. zalimlerin oyunlarını Boz Ya Rabbi. Biz biliyoruz ki onlar bir tuzak kurar seninde bir tuzağın vardır, sen tuzak kuranların en hayırlısısın, kafirlerin tuzaklarını başlarına geçir…

Amin.

Roma’da buluşmak dileğiyle…

Selam ve Dua ile…

1; Hakim, Müstedrek, 4/183, no: 7307
3; Tarafını seç, Elinden geleni yap! (ÖZEL VİDEO)

Bir önceki yazımız olan ÇAĞRISI ÇAĞ KURAN MEDRESE başlıklı makalemizde alparslan, ehlisünnet ve ilim hakkında bilgiler verilmektedir.

Ahmet Furkan KARATAŞ

2001 yılında Adıyaman'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Açıktan lise eğitimini tamamlarken Adıyaman'da, Seyda Molla Salih Turgut'un Talebelerinden Turgut Karataş'ın Medresesinde müfredat kitaplarını tamamldı. İstanbul Fatih'te bulunan, Hikmet vakfında ilmi çalışmalar yapan Mısırlı Alim Abdulhalık Hasan Eş-Şerif'ten Kurân ve Hadis ilimleri üzerine eğitim aldı. Konya'da bulunan Türkiye'nin büyük kanaat önderlerinden Muhammed Salih Ekinci hocanın yanında Akaid, Mantık ve Beyan ilimleri üzerine eğitim aldı. Şuanda hadis ilmi alanında ihtisas yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir