ÇAĞRISI ÇAĞ KURAN MEDRESE

-NİZAMİYE MEDRESESİ-

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen ve tüm hakikat yolcularının önderi Muhammed(s.a.v.)e olsun.

Nizamülmülk ve Fikir yolculuğu

Sultan Muhammed Alparslan (H. 455 yılında) Selçuklu tahtına geçtiğinde kendisine kıymetli, müstakim, cesur bir vezir tayin eder. Hasan bin Ali et-Tusi, Nizamülmülk diye tanıdığımız o meşhur siyasetçi.

Nizamülmülk  (Şii) imamiyye ve  batınıyye fırkalarına karşı gösterilen yalnızca siyasi mukavemetin başarılı olamayacağını beraberinde fikri bir mukavemetinde olması gerektiğini düşünür. Fikir meydanında da erler çıkarmak gerekir. O sıralar Şii’ler davetlerini yaymaya başlamış ve bu konuda birçok fikri vesileleri kullanmışlardır. Şia düşüncesi hızla yayılmaktaydı. Eğitim Müesseseleri açmaya başladılar. Akidelerinin revaç bulması için bu müesseseler çok önemliydi. Özellikle fars ve ırak topraklarında fazla bir çaba sergilemeden fikirlerini yayabildiler. Selçuklu devleti oralarda hüküm sürdürse de Şiiler’in etkisi artmaktaydı.

Nizamülmülk de fikri bir mukavemet düşünür. Bu öyle bir fikri mukavemet olmalı ki; usül ile başlamalı. Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünneti ve Ehli Sünnet ve’l Cemaat akidesi üzerine ümmeti terbiye etmeli…  Bu fikrinden ve projeyi o hazırladığından, kurulan medreseler onun adıyla Nizamiyye medreseleri diye ona nisbet edilir. Medreselere geniş vakfiyeler bağlar. Uygun Üstadlar seçer.

Nizamiyye medreseleri ve hedefleri

*Şii akidesi tehlikesinin de bulunması üzere Ehli Sünnet ve’l Cemaat akidesini yaymak

*Ehil ve değerli öğreticiler(alimler) yetiştirmek ve bunların farklı coğrafyalara yayılması

*Vazife ehli kişiler yetiştirmek böylece devlet müesseseleri ve divanlarının idaresi özellikle de yargı ve idare alanlarında kadro alacak vazife ehli şahsiyetler oluşturmak

Hedeflerin gerçekleştirilmesi için atılan adımlar

Nizamülmülk, Nizamiyye medreselerinin hedeflerini gerçekleştirmek için büyük bir ihtimam göstermeye başlar. Uygun olan coğrafyaları, medreselerin başına değerli müderrisleri seçer. fikri bir verim alınması için maddi imkanlar oluşturmaya başlar ve ciddi çabalar sarf eder. Medresenin yanı başında yaptırılan kütüphane oldukça zengin kitap koleksiyonuna sahip olduğundan müderris ve öğrenciler diğer şehirlere gitmek zorunda kalmazlardı. nizamülmülk ilimle meşgul olan 12.000 kişiye maddi yardımda bulunmuştur. Nizamülmülk’ün rakip ve düşmanlarının sultan Melikşah’a onun her yıl medreseye ve ribatlara 300.000(veya 600.000) dinar harcadığını, bu meblağın kendilerine verilmesi halinde İstanbul’u bile fethedebileceklerini söyledikleri, sultanın nizamülmülk’ten bu konuda bilgi aldıktan sonra onu haklı bulup bütün hazinenin emrinde olduğunu ifade ettiği kaydedilir.

Alem-i İslam’a olan etkisi

Medreseler Bağdat(en meşhur olanı), Nişabur, İsfahan, Belh, Musul, Basra, Herat, Merv, Amul gibi yerlerde açılmıştır.

Siyaset, ilim ve din Tarihinde benzerine verilmeyecek bir muvaffakiyeti  Allah(a.c) nizamulmülke ihsan buyurmuştu. Uzun bir süre boyunca Nizamiyye medreseleri fikir erleri yetiştirerek birçok öncü kuşağı yetiştirmiştir. Özellikle Bağdad Nizamiyye medresesi yaklaşık dört asır boyunca faliyet göstermeye devam etmiştir. Nice alimler, özellikle yargı, hesap ve fetva alanlarında devlet adamları yetiştirilmiştir. Nizamülmülk’ün çizdiği çoğu hedefi gerçekleştiren bir öncü kuşak çıkartılmıştı. Bu yetiştirilen öncü kuşak Mısır’daki Batınıyye hudutlarına bununla beraber kuzey afrikaya kadar dağıldılar. Bu medreselerden yetişen çoğu kişi başka ülkelere tedris için gitmekteydiler. Bu konuda İmam-ı Subki, Ebu İshak eş-Şirazi’nin(Bağdad Nizamiyye medresesinin ilk müderrisi) şu ifadeleri çok önemlidir: ”Horasan’a gittim. Horasan’ın Hangi beldesine, köyüne gidersem gideyim; gittiğim yerlerin kadısı, müftüsü yada hatibi ya benim talebem yada ashabımdı.”

* Nizamiyye medreselerinden Şii fikrine karşı telifatlar’ın kaleme alınmasının Şii fikrinin etkisinin azalmasına çok büyük etkisi olmuştur. İmam-ı Gazali,  Şiilere karşı kapsamlı mücadele eden müfekkirlerin en doruk noktasıydı. Bu sahada Nice kitaplar telif etmiştir. Bunların en meşhuru “Fedaih-ul Batınıyye ve Feza’ilü’l-Müstazhiriyye”dir. (İmam-ı Gazali H. 487 yılında Abbasi Halifesi Müstazhir-Billah tarafından telifi için görevlendirilmiştir.)

* Bu medreselerin Alem-i islama En büyük etkilerinden bir diğeride ümmet’in hayatına sünnet minhacını iade etmesiydi.

* Nizamiyye medreseleri, mirası ve yetiştirdiği kadroyla Nureddin Zengi ve Eyyübilerin yolunu hazırlamış. Yolu kolaylaştırmıştır. Sahih İslam’ın hakimiyetini temsil etmiştir.[1]

Nizamiyye ve Çağ

Çağını iyi tanıyan kişilerin çağrıları olabilir. Nizamülmülk’te çağın adamıydı ama çağlar ötesi bir hizmet yapıp kendilerinden sonra gelen diğer devletlerin de yolunu kolaylaştırdı. İslam’ın, fikrin günümüze kadar ulaşmasına vesile oldular. Nizamiyye Medreseleri, hakikatın çağrısına kulak verecek bir çağ açtı.  Bizlere zaman kazandırdı. Hakikate sarıldı. Hakikatı ön plana çıkardı. Hakikat da kendi adamlarıyla çağın alışagelmiş ezberlerini bozdu. Medresede Islah çalışması oldu. Akli ilimlerinde okutulması sağlandı. Usül ve furu’ ilimler okutuldu. Kur’an ve sünnet gözleriyle felsefeye, filozoflara bakış o medresede geliştirildi.

Çağını tanıyacak problemlerine çare arayacak çağının ihtiyaçlarını giderecek bir öncü kuşak gereksinimi vardı. Alem-i İslam’da bir durgunluk var. Gerek fikriyaten gerekse siyaseten böyle bir öncü kuşak oluşturulmalıydı. Bu dertle medreselerin müessisi ola Nizamülmülk bir ilim yolculuğu başlatır. Programını ve hocaları ayarlar. Maddi noktada çok ciddi yatırımlar yapar çünkü öncü kuşak için yapılacak tüm harcamaları az görmekteydi buda hakikatin ve hakikat erlerinin daha değerli olduğunu bilmesindendir. Bu çalışmayı anlamayanlar çıkıyor karşısına kendilerine bunu çok güzel bir şekilde izah ediyor.

Şöyle ki kendisinin Sultan Melikşah’a şikayet edilmesinin ardından verdiği cevap bizi kendimize getirecek bir ibretliktedir. Nizamülmülk, büyük bir eğitim devrimi yapmıştı; bin yılı inşa eden, batı üniversitelerine de kaynaklık eden muazzam bir medrese devrimi. Bazı kişiler, Nizamülmülk’ü Melikşah’a şikayet ederler: “Sultanım! Nizamülmülk’ün eğitime yaptığı bu devasa yatırımla İstanbul’u fethedebiliriz.” Melikşah, vezirini çağırır. Hesap sormaya başlar. Nizamülmülk’ün Melikşah’a verdiği cevap, bizide silkeleyip kendimize getirecek niteliktedir: “Sultanım! Ben, gece orduları yetiştiriyorum. İlim, fikir, zikir ve ruh orduları maddi ordularının ulaşamayacağı yerlere onlarla ulaşabilirsin. İnançlarımızı, ruh köklerimizi her daim diri tutacak. Biz yok olsak bile inançlarımızın yaşamasını sağlayacak tohumları ekiyorum”

Çağrısı çağını kurmaya devam eden,  hakikat erlerinden, Üstad Hasan el-Benna da “Hastalıklar” başlığı altında doğulu milletlerin yakalandığı hastalıkları özetlerken eğitim alanında şöyle der: “Doğulu milletler eğitim ve öğretim alanında, kendilerini kalkınma hedefine taşıyacak genç kuşaklara ve geleceğin büyüklerine, doğru ve iyi bir eğitim verememişlerdir. Eğitim sahasına(politikasına) tam bir istikrarsızlık hakimdir.”[2]                        Bu bahsedilen hastalığın derhal tedavisine başvurulmalı yoksa geç olabilir. Fazla kan kaybetmeden bu alanda kafa patlatacak, sistem kuracak, sistemi yürütecek, çağlar ötesi hizmet verecek fikir erlerine ihtiyacımız var.

İlim, İrfan ve Hikmet diye çıktığımız bu yolda Rabbim bizleri Alim, Arif ve Hakim olmaya muvaffak eylesin. Ümmete faydalı olmayı nasip etsin. (Amin)

Sözün özü: Maddi ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, gece ordularınız, manevi ordularınız, ilim, fikir, zikir, sanat ve ahlak ordularınız  yoksa, çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız.

Bundan sonrasında ise söz biter çalışma başlar.

                                                                                Abdussamed KARATAŞ / 03.12.2020


[1] Muhammed Ali Sallabi, Selçuklu Devleti, Dar’ur Ravza, s. 299-315, Muhammed Salih el-Ğursi, Islah’ul Medaris, Dar’ur Ravza, s. 22-30, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2007, c.33  s.188-191

[2] Hasan el-Benna, Mecmua’tu resail-i l İmam el-Benna, Dar’un Nida, İstanbul 2014, s.142,143 (Risaleler, Nida yayıncılık, İstanbul 2010, s.59-61)

Bir önceki yazımız olan Düştüğümüz Yerden Kalkabilmek başlıklı makalemizde Acı, Cenaze ve Cenaze namazi hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir